Yardım - Ara - Üyeler - Takvim

DigiMuhabbet.Net'e Hoşgeldiniz
Üzgünüz Forum Misafirlere Tamamen Kapalıdır! Sizde Misafirseniz Kayıt Olmalısınız.
Forumun İçeriğinden Sadece Üyelerimiz Yararlanabilmektedirler.
Sizde Hemen Kayıt İçin Tıklayın


Normal Forum Moduna Git: Kara Dalya'nın Sırrı Hala Çözülemedi
DigiMuhabbet Forum > Hayata Dair Herşey > Garip Olaylar
MertAdam07
15 Şubat 1947'de Los Angeles polisi 3925 Norton Avenue yakınlarında bir kadın cesedi buldu. El ve ayak bileklerinde ip izleri olan cesedin göğüsleri doğranmış, vücudunun çeşitli yerlerinde sigara söndürülmüştü. Bu tüyler ürperten görüntü, genç kadının ağzının iki yanına palyaço gülümsemesine benzeyen bir görünüm veren ve her biri 7.5 santim boyunda kesiklerle tamamlanıyordu. Ama hepsi bu kadar da değildi. Ceset ikiye bölünmüştü.


Tüyler ürperten bu cinayetin kurbanı en son olaydan 6 gün önce yani 9 Ocak'ta canlı olarak görülen Elizabeth Short adlı genç kadındı.

Öldüğünde daha 23 yaşında olan bu genç kadın, keskin bakışlı mavi gözleri, gece karası saçları ve sürekli giydiği simsiyah giysileri nedeniyle gerçek isminden çok Kara Dalya (The Black Dahlia) olarak anılıyordu.

Elizabeth Short, 29 Temmuz 1924'te Massachusetts'da dünyaya geldi. Pek de mutlu bir çocukluk geçidiği söylenemezdi.

Elizabeth daha 5 yaşındayken, bir gün babası Cleo, aniden ortadan kayboldu. Polis, genç adamın arabasını bir gölün yakınlarında bulduğunda olayı intihar diye nitelendirerek dosyayı kapattı.

Ancak bir süre sonra Elizabeth'ih babası yeniden ortaya çıktı. Aslında intihar etmemişti ve karısının onu affetmesini istiyordu. Ancak annesi Elizabeth'i de alarak başka bir yere taşındı.

Elizabeth daha küçük bir çocukken sinemaya tutku derecesinde ilgi duymaya başladı. Artık tek amacı vardı parlak bir sinema yıldızı olmak.

İlkgençliğinde California'da yaşayan babasını ziyaret etmeye karar verdi. Ama Elizabeth ile babasının yıldızı bir türlü barışmadı.

Babasının yanından ayrıldıktan sonra Santa Barbara'ya yerleşen Elizabeth yaşı küçük olduğu halde içki içmek suçundan tutuklandı ve Massachusetts'teki evine gönderildi.

Ama film yıldızı olma tutkusunu bir türlü içinden söküp atamıyordu.1946'da Kaliforniya'ya döndü. Barlarda garson olarak çalıştı.

Short, canlı olarak en son 9 Ocak 1947'de kız kardeşiyle buluşmak için gittiği The Regal Biltmore Hotel'de görüldü. Bundan sonraki günler boyunca kimse genç kadının izine rastlamadı.

Polis, 15 Ocak'ta ürpertici bir görünüm sergileyen cesedini buluncaya kadar.

ORSON WELLES DE SORGULANDI
Short'un en son görüldüğü The Regal Biltmore Hotel menüsünü Kara Dalya adlı bir kokteyl eklemişti.


O dönemde büyük heyecan yaratan cinayeti çözmek için onlarca dedektif geceli gündüzlü çalıştı. Aralarında Orson Welles'in de bulunduğu yüzlerce kişi sorgulandı. Ancak polis, katili bulmak bir yana en ufak bir ipucuna bile rastlayamadı.

Kara Dalya cinayetinin esrarı aradan geçen uzun yıllara rağmen çekiciliğini kaybetmedi ve uyandırdığı merak duygusu azalmadı.

En son 2003'de Los Angeles cinayet masasından emekli dedektif Steve Hodel, bir cerrah olan babasından kalan eşyalar arasında Elizabeth Short'un çok sayıda fotoğrafını buldu.

Araştırmalarını sürdürdükçe babasının da 1947'deki Kara Dalya cinayetinde şüpheli olarak sorgulandığını buldu. Genç kadının cesedi ikiye bölünmüş olduğu için, polis, bunu ancak insan anatomisini iyi bilen bir profesyonelin yapabileceğini düşünüp aralarında Hodel'ın babasının da bulunduğu çok sayıda cerrah ve doktoru sorgulamıştı.

İşin ilginç yanı baba Hodel'ın bu sorgunun ardından ailesini terkedip Filipinler'e gitmesi ve bir daha da ortalarda görünmemesiydi.

Tüm bu gelişmeleri öğrendikten sonra, emekli dedektif Hodel, babasının bir seri katil olduğuna, aralarında Elizabeth Short'un da bulunduğu çok sayıda kişiyi ölürdüğüne inansa da yeterli kanıtları bulamadı.

Kara Dalya cinayeti soruşturulurken ortaya atılan iddialardan biri de Short'un snuff adı verilen, kadın oyuncunun sonunda bir şekilde öldürüldüğü porno filmlerden birinde oynadığı hatta katilinin de babası olduğuydu.

Sırlarıyla birlikte Oakland Kaliforniya'daki bir mezarlığı gömülen Elizabeth Short'un trajik yaşam öyküsü bir çok yazara ve sinemacıya da esin kaylnağı oldu.

Genç yaşta ölen Short'un öyküsünden esinlenerek kaleme alınan eserlerden biri de James Ellroy'un yazdığı Los Angeles Dörtlemesi'nin ilk kitabı.

Meraklısı için not: Kitap ülkemizde de Nitelik Yayınları tarafından Tahir Ünaldı'ın çevirisiyle yayınlandı.

DE PALMA SİNEMAYA AKTARDI

James Elroy'un kitabı usta yönetmen Brian de Palma tarafından sinemaya uyarlandı. 63. Venedik Film Festivali'nin açılış filmi olarak gösterilen The Black Dahlia (Kara Dalya) Elizabeth Short cinayetinin sırrını zözmeye çalışan iki dedektifin öyküsü üzerine kurulu. Filmin oyuncu kadrosunda Scarlett Johansson, Josh Hartnett, Mia Kirshner ve Hilary Swank gibi oyuncular yer alıyor.



Bingazi 6′lısı ve AIDS’li Çocuklar

General Muammer Kaddafi, Filistinli stajyer doktorla beş Bulgar hemşirenin, CIA ya da Mossad’ın emirleri doğrultusunda 400 çocuğa AIDS bulaştırmış olabileceğini söylemişti. İsrailli güzel aktris Orly Weinerman ile ilişkisi olduğu dedikoduları yayılan mimar ve ressam oğlu Seyfülislam ise, ölüm cezasına çarptırılan Bingazi Altılısı’nın suçsuz olabileceğini düşünüyor. Görüş farkı, sadece baba ve oğluyla sınırlı değil. Dünya sekiz yıldır, bir hastane içinde başlayan, tarihin en geniş AIDS salgınının çıkış nedeninde uzlaşamıyor.

Bingazi’deki Fatih Hastanesi’nde çalışan bazı doktorlar, 14 Aralık 1998 sabahı Trablusgarp’taki Bulgar Büyükelçisi’ne bir faks göndererek, hastanenin pediyatri bölümünde çalışan yabancı uyruklu sağlık personelinin polis tarafından her gün sorgulandığını ve iki Bulgar hemşirenin tutuklandığını bildirdiler. Aslında Libya polisi, bir ay kadar önce, “La” adlı dergide yayınlanan (daha sonra derginin kapatılmasına neden olan) Fatih Hastanesi’ndeki AIDS olgularındaki artışa dikkat çeken haberi ihbar kabul etmişti ve doktorlarla hemşireleri bu çerçevede sorgulamaktaydı. 1999 yılına girilirken, henüz ne Sofya’nın, ne de diğer dünya başkentlerinin Libya’da çıkacak AIDS skandalının boyutlarından haberi vardı.

Aralık ayı sonlarına doğru Libya, Dünya Sağlık Örgütü’ne resmen başvurarak, Fatih Hastanesi’nde yatan ve HIV virüsü taşıdığı belirlenen 400 kadar çocukla ilgili bir inceleme yapılmasını talep etti. Dr. P.N. Shrestha, Dr. A. Eleftherious ve Dr. V. Giacomet’ten oluşan ekip, 28 Aralık 1998′ten 11 Ocak 1999′a kadar Libya’da kaldı ve Trablusgarp, Sirte ve Bingazi’de araştırmalarda bulundu. Çocuk hastanesindeki HIV enfeksiyonuna, kullanılmış enjektör ve iğnelerin atılacağı çöp kutularının, hastane atıkların yakılmasında kullanılacak düzeneğin, sterilizatör ve koruyucu eldiven gibi temel tıbbi malzeme eksikliğinin yol açmış olabileceğini, benzeri durumla 1988′de Sovyetler Birliği’nde ve 1990′da Romanya’da karşılaşıldığını bildirdiler. (2006 yazında da Kazakistan’ın güneyindeki Şimkent’te bir hastanede 100 kadar çocuğa HIV bulaştığı ortaya çıktı)

AYNI HASTANEDE AIDS BULAŞAN 426 ÇOCUK
10 Şubat 1999 günü, Fatih Hastanesi’nde görevli yabancı uyruklu 23 hekim ve hemşire, silahlı ve maskeli kişiler tarafından evlerinden alınarak bilinmeyen bir yere götürüldü. Aralarından on beşi, birkaç gün sonra serbest bırakıldı. 14 Ağustos’ta Başsavcı Said Hafyana, olayın Libya’daki rejimi tehdit eden siyasi bir boyutunun bulunduğunu, sağlık personelinin yabancı bir istihbarat örgütü için çalışmış olabileceğini, hastalığı Libya’ya zarar vermek ya da bir araştırmada kullanmak amacıyla kasten bulaştırdıkları kanıtlandığı takdirde, ölüm cezasıyla yargılanacaklarını açıkladı.



Tam bir yıl sonra 7 Şubat 2000′de, bir Filistinli stajyer doktor (Eşref Ahmet Cuma) ve beş Bulgar hemşire (Kristiyana Valtçeva, Nasya Nenova, Valentina Siropulo, Valya Çervenyaşka ve Snezhana Dimitrova ) 44/1999 sayılı dava dosyası kapsamında, devletin güvenliğine karşı işlenen suçlara bakan Libya Halk Mahkemesi’ne çıkartıldılar. Fatih Hastanesi’ndeki 426 çocuğa kasten AIDS virüsü bulaştırmak, 23′ünün ölümüne neden olmak (bu arada ölenlerin sayısı 50′yi buldu), ayrıca yasadışı cinsel ilişkiye girmek, içki imal etmek, kamusal alanda içki içmek, yasadışı döviz bozdurmakla suçlandılar.

Sanıkların işkence gördüğünü ileri süren savunma avukatları, sağlık personelinin kasten HIV’li kan enjekte etmediklerini, hastalığın uzmanların raporlarında yer aldığı biçimde, hastane hijyen koşullarının yetersizliği yüzünden yayıldığını ileri sürdüler ve HIV konusunda uluslararası üne sahip Profesör Luc Montagnier ile Profesör Vittorio Colizzi’nin bilirkişiliğini talep ettiler. Yargıç Ibrahim Abu Şinaf, Halk Mahkemesi’nin yetkisizliğine karar verdi, dava bir ceza mahkemesinde görülmeye başlandı ve savunmanın talebi doğrultusunda, Profesör Luc Montagnier ile Vittorio Colizzi Libya makamlarınca bilirkişi olarak görevlendirildi.

VİRÜSLER AYNI KÖKENDEN GELİYOR
HIV virüsünün iki kaşifinden biri ve Dünya AIDS Araştırma ve Önleme Vakfı Başkanı Fransız Montagnier ve Avrupa’nın HIV/AIDS alanındaki en ünlü virologlarından İtalyan Colizzi, gerek Bingazi’deki hastanede yatan, gerekse salgın ortaya çıktıktan sonra tedavi için Milano, Roma, Paris, Cenevre ve Lozan’a sevk edilen 402 Libyalı çocuk ve 19 annenin kan örneklerini bağımsız laboratuvarlara gönderip HIV virüslerinin DNA’larını incelettiler. Filogenetik analiz, yani virüsün DNA’sını inceleyerek soy gelişimi ve evrim geçmişini belirleme sayesinde oluşturulan soyağaçları, virüslerin ortak bir kökene sahip olduğunu gösteriyordu. Salgının kaynağı büyük bir olasılıkla 1994 ile 1997 arasında 28 kez hastaneye yatırılan 356 protokol sayılı çocuktu. Bulgular, 16 yazarı arasında Libyalıların da yer aldığı bir makalede sunuldu (U. Visco-Comandini et al., Monophyletic HIV Type 1 CRF02-AG in a Nosocomial Outbreak in Benghazi, Libya, AIDS Research and Human Retroviruses, Vol. 18, No. 10 : 727 -732 (2002)

Ayrıca birçok çocuğun kanında sadece HIV değil, Hepatit B ve C virüslerine de rastlandığı yayınlandı. (S. Yerly et al., Nosocomial Outbreak of Multiple Bloodborne Viral Infections, The Journal of Infectious Diseases, 184, 369372 (2001)

Bu verilere dayanan Montagnier ve Colizzi 7 Nisan 2003 tarihli bilirkişi raporlarında, 21 çocuğun vücuduna HIV virüsünün 1997′den önce, yani Bulgar hemşireler henüz hastanede çalışmaya başlamadan girdiğini, tutuklanmalardan sonra yeni bulaşmaların gerçekleştiğini, hastanedeki hijyen koşullarının kötülüğünün virüsün yayılmasına yol açtığını, kasti bir bulaştırmanın söz konusu olmadığını belirttiler.


Montagnier’nin mahkemedeki tanıklığıyla birlikte bilim dünyası, Libya’da olan bitenle yakından ilgilenmeye başladı. Önceki yıllarda, HIV virüsü enjekte ederek adam öldürmeye kalkışanların suçluluğunu kanıtlayan filogenetik analiz, yani virüsün DNA’sını inceleyerek soy gelişimi ve evrim geçmişini belirleme, bu kez Bingazi Altılısı’nı savunmakta delil olarak kullanılıyordu.

FİLOGENETİK ANALİZİN DELİL OLDUĞU İLK DAVA
4 Ağustos 1994 gecesi Dr. Richard J. Schmidt, bir hemşire olan eski kız arkadaşının evine giderek ona bir vitamin iğnesi yaptı. Altı ay sonraki kan tahlilinde, HIV virüsü taşıdığı ortaya çıkan hemşire, kendisine hastalık bulaştırdığı iddiasıyla doktordan şikayetçi oldu ve bir erkek hastasından aldığı kanı kendisine vitamin diye enjekte ettiğini iddia etti.

HIV virüsünün DNA’sı, insanlarınkinden farklı olarak hızla evrime uğrar ve saatler içerisinde değişir. Bu nedenle kızın ve hastanın kanındaki HIV DNA’sının birebir örtüşmesi beklenemez. Bilirkişi olarak görevlendirilen Baylor Tıp Fakültesi’nden Michael Metzker ve arkadaşları, her iki virüsün aynı ortak kökenden geldiğini kanıtlamak için yıllarca uğraştılar. Bulguları, Teksas ve Michigan üniversitelerinde görevli uzmanlar tarafından desteklenince, doktor, kasten adam öldürmeye teşebbüsten 50 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Savunmanın bilirkişisi Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’ndan Bette Korber’in verilerine dayanarak yapılan itirazlar üst mahkemelerce incelendi, kabul görmedi ve verilen ceza, 2002′de onaylandı. Bu olay, virüslerin filogenetik analizlerinin, bir başka deyişle soy gelişimi ve evrim geçmişlerinin delil kabul edildiği ilk davadır. Bingazi Fatih Hastanesi’nde 400′den fazla çocuğa bulaşan ve 8-10 yıl içinde 50’sini öldüren HIV virüsünün, 356 protokol sayılı hastadan kaynaklandığı ve virüsün çocukların vücuduna giriş yılı, aynı yöntemle kanıtlanmıştır.

Bilimsel deliller dikkate alınmıyor
Montagnier ve Colizzi’nin bilirkişi raporuna karşılık, Libya Ulusal AIDS Komitesi Başkanı Awad Abudjadja ile Trablusgarp El Cemahiriye Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölüm Başkanı Busha Allo, enfekte çocukların kanındaki HIV virüsü miktarının çok yüksek olduğunu, bu durumun kasti bir bulaşmayı gösterdiğinde ısrar ettiler.

6 Mayıs 2004 günü Bingazi Altılısı, mahkeme binası dışında bir yandan ellerindeki taşları camlara fırlatan, diğer yandan “Çocuk katillerin ölüm” diye bağıran yüzlerce hasta ve ölü çocuk yakınının sesleri arasında idam cezasına çarptırıldı.

İtiraz üzerine, dava bir üst mahkemede yeniden görüldü. Lancet ve Nature gibi ünlü bilimsel dergilerde genetik verilere dayanarak Filistinli doktorla Bulgar hemşirelerin suçsuz olduğunu kanıtlayan yayınlar, fizik, kimya, fizyoloji ve tıp dalında Nobel ödüllü 114 bilim insanının Muammer Kaddafi’ye gönderdiği açık mektup, Libya’da çalışan 25 bin vatandaşını düşünerek başlangıçta duruma fazla müdahale etmekten kaçınan Bulgaristan’ın, hemşirelerini kurtarmak amacıyla başlattığı 10 binlerce kişiyi kapsayan imza kampanyaları, konserler, yürüyüşler, internet üzerinden gönderilen destek mektupları, Sınır Tanımayan Doktorlar, Sınır Tanımayan Avukatlar, Uluslararası Af Örgütü, Dünya Hemşireler Birliği ve daha nice sivil toplum örgütünün girişimi, Putin, Bush ve Avrupa’nın pek çok devlet başkanının, bilimsel delillere rağbet edilmesi gerektiğine ilişkin beyanatları, Bingazi Altılısı’nın 16 Aralık 2006 günü ikinci kez idam cezasına mahkum edilmesini engelleyemedi.



KADDAFİ’NİN ŞARTLARI
Son idam kararına bir kez daha itiraz hakkı var. Ancak bu arada Kaddafi, sanıkların bırakılması yönündeki çağrıları “anlamsız saçmalıklar” diyerek reddediyor ve hemşirelerin serbest bırakılması için bazı şartlar ileri sürüyor. Bunlardan ilki, halen bir İskoç cezaevinde yatan Libyalı istihbarat subayı Megrahi’nin serbest bırakılması. Megrahi, 21 Aralık 1988′de Londra-New York arasında 103 sayılı seferini yaparken İskoçya semalarında patlayan Pan American havayoluna ait Boeing 747′deki 270 kişinin ölümünden sorumlu tutulmuştu.

Kaddafi’nin bir diğer talebi, HIV bulaştırılan hastaların ailelerine tazminat ödenmesi. Bu rakam 4 milyar Euro’yu buluyor. Hemşirelerin suçsuz olduğunu ve tazminatın ödenmeyeceğini bildiren Bulgaristan, Avrupa Birliği fonlarını kullanarak Bingazi’de genç AIDS’lilerin bakılacağı bir hastane yapımı ve sağlık personelinin eğitimiyle yetinmek yanlısı. Avrupalılar, 2005 ve 2006′da yaklaşık 3,5 milyon Euro’nun bağışlandığını, Bulgaristan da yaklaşık 300 bin Euro’luk tıbbi ekipman gönderdiğini ileri sürse de Kaddafi, daha geçen hafta Trablusgarp’ta yetkililer, dini liderler ve gazetecilerin katıldığı bir toplantıda konuştuğunda, Bingazi’deki HIV hastası çocuklara yardım etmek amacıyla kurulan uluslararası yardım fonunun bir yalan olduğunu ve ona bağışlanan para bulunmadığını söyledi.

Görüldüğü gibi, Libya’daki HIV davası, bir pazarlığa dönüşmüş durumda. 1 Ocak 2007′den bu yana Avrupa Birliği üyesi Bulgaristan, şimdi arkasına diğer üyelerin ve özellikle dönem başkanlığını üstlenen Angela Merkel’in desteğini alarak Kaddafi’nin tazminat taleplerine karşı çıkıyor. Nitekim, idam kararının hemen ardından Libya’nın değişik AB organları tarafından kınanması da bunun bir işareti.



AIDS istikrar ve güvenliği tehdit ediyor
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2006 Aralık verilerine göre, dünyada 40 milyon kişi HIV virüsü taşıyor. Bunların yarısı kadın, 3 milyonu 15 yaşın altında. Geçen yıl AIDS’ten 3 milyon kişi öldü, bir o kadar kişiye de hastalık yeni bulaşmış. 2006′da annelerinden AIDS’le doğan yarım milyon bebek, tedavi edilmediği takdirde, iki yaşına varmadan ölecek.

Asya, Doğu Avrupa ve Latin Amerika’daki yayılmanın başlıca nedeni, damar içi yolla uyuşturucu madde kullanırken enjektör paylaşmak. Yaklaşık 1.5 milyon uyuşturucu madde bağımlısı bulunan İran’da, 13 bin 040 kişi HIV virüsü taşıyor. Hastalık bunların yüzde 63′üne enjektörle bulaşmış.

Türkiye, HIV enfeksiyonunun en az rastlandığı ülkelerden biri. 2005′te Dünya Sağlık Örgütü’ne bildirilen yeni enfeksiyon sayısı 332. Başlıca bulaşma nedeninin korunmasız cinsel ilişki olduğu sanılıyor.

Irza geçme, Ruanda, Sierra Leone ve Liberya’da artık bir savaş silahı olarak pek kullanılmıyor. Ancak insanlık dışı bu uygulama, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Uganda ve Sudan’da alabildiğine sürüyor ve AIDS’in hızla yayılmasına yol açıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2000 yılındaki 1308 sayılı kararnamesine göre AIDS, bir halk sağlığı meselesinin ötesinde, istikrar ve güvenliği tehdit eden bir terör unsuru. Buna rağmen, Barış Gücü personelinin görev yaptığı ülkelere HIV götürdüğü, ya da bu hastalığa oralarda tutulduğu bilindiği halde, kaynak eksikliği yüzünden, tamamının HIV taramasından ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda koruyucu eğitimden geçmediğini belirtmek isterim.

Yazar: Prof. Dr. Sevil ATASOY satasoy@hurriyet.com.tr
Istanbul Universitesi
Adli Tip Enstitusu


Alıntı.

Katil ve Kurban

Şiddet Sırasındaki Algılamaları

Bir seri katil canlı bir kurbana sahip olurken gösterdiği davranışlar bir otomatik pilotun davranışı gibidir. Daha önce kafasında kurduğu şeyleri şimdi oynuyordur. Bunun sebebi daha önce kişisel tatmin için kafasında kurmuş olduğu sayısız senaryolardır. Belli özelliklerde hareketler ve metodlar edinmiştir. Bu vahşet fantezileri arasından kendine en uygun olanı seçer. Kendini en çok tatmin eden yolu tercih eder. Bu seçimler katilin elindeki kurbanı elde ettikten sonra başlayan ve sonuna kadar süren bir süreci kapsar.

Bir seri katil kafasında oluşturduğu en güzel vahşet örneklerini uygularken özel vurgulara yer veriyorsa, bu, onun kurbanını küçük düşüren, onu insanlıktan aşağılaştırdığını seyrederken elde ettiği zevk ve büyük manadan kaynaklanıyordur. Bu hareketleri metodik olarak uygular. Ona göre kurbanının umutsuzluk derecesinin yükselmesini seyretmekten daha zevkli bir şey yoktur. Seri katilin yaptığı şeye bir tek sebep, karşısındakinin umutsuzluk, dehşet ve küçük düşmüşlüğünü gözlerinden hissedilebilmesi olabilir.

Şiddetin herhangi bir bölümünde kişisel tatmin ihtiyacı bir zorunluluktur. Bir kurbanı mağdur etmeye karar vermeden önce bir seri katil her zaman ani ve keskin bir psikolojik düşüş yaşar, ne hoş görüyle yaklaşılabilir ne de mantıklı bir ilişki kurar. Gün be gün kendisini gururlu özel eşsiz ve mükemmel gördüğü için kendince büyük zevkler elde eder.

Aklının aniden kötü bir şeye başlayacak olmasına, kendince cevap vermesi imkansızdır. Özellikle beyninde kendini sıkıştıran bir düşünce, içinde kontrolsüz bir öfke oluşturur. Bu kaynayan öfke alev alır ve daha önceden kafasında kurduğu kötü hayalleri şiddet arzusunu tetikler aklındaki bu fantezileri ortaya koymakla bilir ki, düşük, toleranssız ve sıkıntılı, psikolojik seviyesini yukarılara çıkaracaktır. Bu davranış her şeyi düzeltecek, kendini iyi hissettirecektir. Hiçbir gölgeye yer kalmaksızın gerçekten kendinin birisi olduğunu ispatlayacaktır.

İşte bu vahşetini sergileyen bir seri katilin motivasyonunu ve olayları algılayışını anlamamıza yardımcı olur. Seri katil sonunda eline savunmasız bir kurban geçtiğinde gösterdiği şiddet sadece şiddet olsun diye şiddet için değil, kendi hayatının anlamını yeniden kazanmak, kurbanının zalimce küçümsendiğini görmek amacını da taşır.

Hayalindeki şiddetin uzun seyahati onun gerçekten birisi olduğunu kanıtlamış, bu düşünceyi güçlendirmiştir. Gücünü başkalarına göstermeye ihtiyaç duyar. Yakaladığı her kimse, ona gücünü gösterir. Seri katilin ters yüz olmuş mantığında, kurbanının değersiz olduğunu ispatlaması kendisinin önemini ve gücünü ispatlamasıdır.

Seri katilin uygulamayı seçtiği özel metodlar ona göre iyi, doğru ve en uygun olanıdır. Çünkü hakimiyet hislerini kaybetmeme kabiliyetlerini, daha önceden akıllarında deneyerek test etmişlerdir. Uygulamaya geçtiğinde kurban değersiz bir maddeden başka bir şey değildir. Kişisel dramasını sergilemek için gerekli olan bir parça ettir.

İşte bu şekilde gördüğü için, kurbanın mücadelesi, acısı, ağlamaları, ona, acıma yönünde hiçbir ilham vermez. Kurban değersiz bir objedir. Tamamen kişiliksizleşmiş, depersonalize olmuştur, bu yüzden merhamet gibi insani bir duyguya layık değildir. Empati yapmaktan çok seri katil, kurbanının çektiği zihinsel acılardan büyük bir zevk ve mutluluk duyar işte ona göre bu, tüm şiddet sürecinde olan şeydir. Kurbanının acizliği ona her şeyden çok zevk veren ölümsüzlük iksiridir. Her şey onun planladığı gibi gittiğine inanır, bunun görünür kanıtı, mükemmel ve tüm yaratılmışlardan kendini üstün görmesidir ki hep bunu düşlemiştir.

Seri katilin kişisel tatmini, kurbanını fethetmesi, ona zulmetmesi, onu sindirip baskı altına alması ve onu tamamıyla öldürmesinde, yatmaktadır. Bu yüzden seri katilin gözünde kurbanı, kana kana su içtikten sonra plastik bardak gibi çöpe atılacak bir maddedir. Su bittiğinde susuzluk giderilmiş, bardak görevini ifa etmiştir. Sanki bardak hiç yokmuş gibi çöpe atılır gider. Kurban işe yaramayan, daha fazla ihtiyaç duyulmayan çöpe atılmış bir maddedir. Çünkü seri katil onu daha fazla kullanamayacak baskı altına alamayacaktır.
DieFORme
Teşekkürler
Bu basit görünüm sadece metinlerden oluşur. Resim ve Daha Fazla Bilgi Görmek İçin Forumun Normal Haline Geçmeniz Gerekmektedir Buraya Tıklayın.
Invision Power Board © 2001-2008 Invision Power Services, Inc.