Jakarta’da Büyük Mango tren yolu hattında binlerce göçmen aile yaşıyor. Çoğu köylerden göçen aileler, iş bulma umuduyla geldikleri Jakarta’da umduklarını bulamayınca ya kâğıt toplayıcılığı yapıyor ya da araba camı siliyor. 4 çocuk sahibi Mamat da hayallerini gerçekleştiremeyenlerden. Ailesiyle tek odalı evde yaşayan Mamat, ayda 50 dolarlık kazancıyla hayatta kalmaya çalışıyor.

Mamat Peij, Endonezya’nın başkenti Jakarta’da Mango station tren yolu üzerinde ailesiyle birlikte yaşayan yüzlerce kişiden sadece biri. 7 yıl önce Orta Java’daki Meli köyünden şehre iş bulma umuduyla gelmiş. Şimdi ise gökdelenlerin hemen yanı başında şehrin ulaşım yükünü çeken tren yolu hattının yanına kurduğu bir odalı evinde karısı ve 4 çocuğu ile birlikte yaşıyor. “Benim gibi yüzlercesi şehre iş bulmak için geliyor; ama sadece eğitimlilere iş şansı var, geriye kalanlar ise çoğunlukla kâğıt toplamacılığı yapıyor.” diyor. Aylık kazancının 50 dolar olduğunu belirtirken, “Bu parayla geçinmemiz oldukça zor çocuklarımın isteklerini yerine getiremiyorum.” diyor. Sabahları erken saatlerde yola koyulan Mamat, öğleye doğru kâğıtlarını satmak için 7 km. yol yürüyor. Gün boyu çalışmasının karşılığı yaklaşık 3 dolar. En iyi gününde 5 dolar kazandığını belirten Mamat, “Bu parayla eve dönerken ancak mii (makarna) alabiliyorum.” diyor. 5 aylık kızı hariç, Mamat’ın 3 çocuğu da çalışıyor. Tren yolu üzerinde yaşayan yüzlerce çocuk okula gitmek yerine, her sabah ana yoldaki trafik ışıklarında araba camı siliyor ya da dilencilik yapıyor.
Bir odalı evlerin hemen yanından geçen tren, tahta plakalardan yapılmış evleri sanki beraberinde götürecek gibi. Rayların üzerinde yürürken ne tarafa yönelsem gülen bir yüzle karşılaşıyorum ve her biri beni evlerine davet ediyor. Yoksulluk ve çekilen acılar yüzlerdeki gülümsemeyi yok edememiş. Demiryolu boyunca sağlı sollu uzanan evlerde, kimi trenin hemen yanı başından geçmesine aldırmadan çamaşırını yıkarken, kimi de yemeğini hazırlıyor. Tren sesinin duyulması ile birlikte mescitte yıkanan çocuklar, “Mister, mister!” diye seslenerek kenara çekilmem için uyarıyorlar. Yaşlı bir kadın gülerek evinin içine çekiyor. Tek odalı bir ev; duvarda 68-95 yılları arasında Endonezya başbakanlığını yapmış Suharto’nun fotoğrafı asılı. Tekrar dışarı çıkıyorum; bir başka kadın elindeki çalı süpürge ile evinin önündeki rayları süpürüyor. Biraz daha ilerlediğimde topladığı bakır telleri ateşle plastiklerinden ayıran bir gence rastlıyorum. Günlük kazancının 2 ya da 3 dolar olduğunu öğreniyorum.
Mamat, iki ray arasındaki küçük mescide öğle namazını kılmak için ilerlerken, “Neden başka bir yere yerleşmiyorsun, burası tehlikeli.” diyorum. “Bizim için tek yaşam alanı burası. Gidenler oldu; ama başka yerde hükümet bize yaşam hakkı vermiyor.” diyor. Mamat kâğıt toplayıcılığından elde ettiği paranın bir bölümünü bisiklete ayırmış. Oceh diye bilinen (üç tekerlekli bisiklet) bisikletler kentte ucuz ulaşımı sağlıyor. Mango tren hattı üzerinde geçen yıl 703 kişi hayatını kaybetmiş. Bunların bir kısmı, hıncahınç dolu trenlerin üzerinde giderken elektrik hattına takılmış, bir kısmı da tren yolu üzerindeki kazalarda.
1990'lı yıllarda Endonezya'da kasaba ve köylerden şehir merkezine olan göç, yaşanmakta olan ekonomik bunalımı daha da artırmış. Milyonlarca göçmen daha çok para ve daha iyi bir yaşam için şehirlere göç etmiş. En büyük sıkıntıyı ise çocuklar çekiyor. Ailelerinden önce kente yerleşen çocuklar, yol kenarlarında, köprü altlarında ve tren istasyonlarında yaşıyor. Bir yanda Çin ekonomisinin ve kültürünün hakim olduğu şehirde orta gelirli ve zengin aileler mega alışveriş merkezlerinde, McDonald’s önlerinde, Starbucks Coffe'lerde sıra beklerken, Mamat gibi binlercesi günlük 3 dolar kazançla eve nasıl mii (makarna) alacağını düşünüyor.
Alıntı...